8 Ekim 2010 Cuma

Mim'li BEN : Gün Geçmiyor ki yeni bir Mim ile Mimlenmeyeyim...

Yine yeni bir mim sevgili Doz Sever,biliyorum bıktın ama bide şurdan bak , sık sık okuduğun bu blogger hakkında daha fazla bilgi sahibi oluyosun,neden kötü,Kimi okuduğunu biliosun yavaş yavaş, ama sakın mimleri okudukça vazgeçme beni okumakdan :) biliyorum vazgeçmezsin,amin.
Baş harfi Ğ beni mimlemiş ve benden soğuk kış günlerinde yaşadığım bir çocukluk anımı istemiş...
Kış benim en sevdiğim mevsim,yağmuru ve toprak kokusunu o karanlık kasvetli havayı çok severim biliorum çoğunuz nefret ediyosunuz ama işte bende güneşsiz günleri seviyorum,bana huzur ve mutluluk veriyor öyle günler,çiseleyen yağmur,cama vururken çıkardığı ses,üşümeyi bile seviyorum,soğuk zihnimi hep açık tutuyor sanki.Gelelim Mim konusuna,çocukluk anım deyince aklıma gelen ilk kış günü sahnesini paylaşmak isityorum sizinle,bu Sahneyi her hatırladığımda huzurun kokusu gelir yine burnuma,soğuğu sıcağa çeviren insanı sarmalayan o koku...

90'lı yıllar ve Günlerden pazar, her pazar olduğu gibi karnımda nedenini bildiğim ama tarif etmekde zorlandığım gıcık bir ağrı,nedeni mi? ertesi gün okul olması :) akşam yemeği yenmiş,oturma odasına geçilmiş.O zamanlar şimdiki gibi mi,fazla bir eğlencemiz yok,Bilgisayarımız,playstationumuz,bin kanallı TVlerimiz yok,annem babam ben küçücük oturma odamızdayız,soba yanıyor,ama ortamın sıcaklığı sobaya 'senin ne işin var burda yeaa' dedirtecek cinsten.Anneme oturma odamızda ütü masası eşlik ediyor,malum yarın kızının okulu,kocasının işi , onu bekleyen ve ütülemesi gereken gömlekleri,önlükleri var.Buhar! ütünün yaptığı o buhar kokusu burnumdan,sesi kulaklarımdan gitmez yıllar yılı.
Ve TV de lacivert bi fon ,pazar gecelerimizin tek eğlencesi,Bi ses bi kadın sesi,diyor ki ,
Am I really here in your arms
This is just like I dreamed it would be
I feel like we are frozen in time
And you are the only one I can see
And hey
I've looked all my life for you
Now you're here
And hey
I'll spend all my life with you
All my life
Parliament Sinema Kulübü Sunarr ;
Batman,Mask,Ghost Busters,Ghost,Problem Çocuk,Bak Şu Konuşana,Bak buda konuşuyor,Evde tek başına,
O pazar günlerinde girmiştir hep hayatıma
Reklam aralarında mutfakdan getirilen sıcacık kestane ve demli çay eşlik etmek ister bu Huzur kokulu pazarlara,kimsenin bi şikayetide olmaz zira .
Parliament Sinema Klübü SUNDU . . .

Sürreal BEN : MARK RYDEN ı love u ...

  • Ben bu adamın yaptığı sanata Aşığım.
  • Yaptığı sürreal,kocaman gözlü bebeklere,bilinçaltından eline yansıyan harika kompozisyonlara hayranım.
  • Bu adamın,yine aşık olduğum karakterlerden biri olan Michael Jakson'un içinde bir albüm kapağı tasarlamışlığı vardır.
  • The meat show, bunnies and bees, wondertoonel ve blood olmak üzere 4 adet koleksiyonu bulunuyor.
  • 'Gündüzleri uyumak,geceleri sanat yapmak içindir' özdeyişinin sahibi zat-ı muhteremin,kimselerle paylaşmadığı bir boyama tekniği var. Ve karşınızda MARK RYDEN ;
       
Resimlerdeki detayları kaçırmayın derim ben. . .

Küçük bi kız çocuğu için Barbie ne demek ? İşte bu resim herşeyi açıklıyor.

Arıların ve tavşanların çok ilginç varlıklar olduğunu düşünmesi neredeyse tüm resimlerine yansımışdır.
Havuçtan doğan tavşan,nasıl bir hayalgücüdür bu,beni benden alan ...
Buda dahi Mark Ryden,çalışma odasındaki detaylarda gözden kaçmamalı...


7 Ekim 2010 Perşembe

MİM'li Ben : 2 yeni mim ve doz karşınızda . . .

Yine Mimlendim,kim tarafından mı ? Profösör ve Tutsi tarafından.
Önce Profösörün Mimini yanıtlicam,

Konu:  Senin hayatında "Yedi önemli, ya da yedi ilginç şey"
"Mim" Benim için "Yedi önemli, ya da ilginç şey"


1.Garip rüyalar görürüm ve o rüyalarda olmaya bayılırım rüyaseverim ben.


2.Uyku ve uyanıklık arası olan o evrede inanılmaz yaratıcı fikirle gelir aklıma
üşenmesem kalkıp yazsam  belki bi mucitin blogunu okuyor olurdunuz şuan:)


3.Eski yıllarda bale yaptım.Hala spagat açabilirim.
4.Çocuklarla hiç çocuklarmış gibi davranmam ve konuşmam.


5.Uluslararası İlişkiler okumama rağmen THY hostesi olmanın
eşiğinden döndüm.Seçim yapmam lazımdı,ben başka bişeyi seçdim.


6.Eskiden,apartmanda düğüne giden herkesin saçını ben yapardım,
ellerim başarılı biraz sanırım :)


7.Çoğu zaman(şuurum yerindeyken)bardağın dolu tarafını görürüm.Sorunları
fazla büyütmem ve dert etmem.


Bu Mim ile mimlerimki;
8ex-en8
Tutsi
Dünya sana güzel kelebek


Gelelim sevgili Tutsinin,Mimine,

Konu: 1 gün içinde sevdikleriniz için yaptığınız şeyler nelerdir ?
Ben 1 gün içinde sevdiklerim için ne yaparım ? zor soru :)
Annem için bulaşık makinasını yerleştiririm,Pc başından kalkarım söyleniyor diye,
Onun canı yemek yapmak istemiyosa ben yaparım,Annemi sevdiğim için söylediği
herşeye ,eleştirilere katlanmaya çalışırım(odan dağınık,kalk şu bilgisayar başından,
yine sabaha karşı 5de mi yattın,sesini kısss şununn,ışığı kapat,çiçeklere su dök gibi:)


Babamı sevdiğim için,onu anlarım,fazla para harcamam:)
onla süperiz fazla bişey istemez benden bende ondan,severiz birbirimizi,anneni üzme der sadece :)
onlar için çocuğum görüyosunuz dimi :)


Sevgilim için,bi ülkeden başka bi ülkeye taşınabilirim,tavsiyelerini dinlerim,
Onu mutsuz edicek şeyler yapmak istemem.


Sevdiğim herkes için; elimden gelen herseyi yapabilirim,yapabilitem yüksekdir.


Bu mimlede Mimlerimki,


8ex-en8
Üsturupsuz yazar

6 Ekim 2010 Çarşamba

Felsefik BEN : O EV . . .

Hayatı BBG evlerine benzetirdim ben ,içime felsefe kurdu düştüğünden beri,hep bişeyleri bişeylere benzettim,benzeterek ve izleyerek insanları anlamaya çalıştım hayatı,varlığımı,kendimi tanımaya çalışma yolumdu bu.
Hatırlıyorum, BBG evleri moda olduğunda sanırım ben lisedeydim.İnsanları ve onların davranışlarını izlemeyi sevdiğimden ,harika bir programdı benim için.Kadın erkek ilişkilerini,büyük küçük iletişimini,insanların kavga ederken,mutluyken,üzgünken nasıl olduklarını,yalan söylerkenki vücut dillerini izlerdim.Çok tartışılan bir programdı BBG olmalımı olmamalımı diye,şimdiki evlilik programları gibi.Topluma kötü örnek olacak davranışlar sergilendiği söylenirdi,sanki toplum kendi kendine kameralar yokken bu kötü davranışları sergilemiyor gibi,gözler önüne serilince eksiklerimiz ,kötü davranışlar sergilemiş oluyoruz ama biz zaten bunları yapıyoruz günlük hayatımızda sadece gözümüze sokulmasın istiyoruz ,kafamızı kuma gömmek,kendimizi kandırmak 'biz harika bi toplumuz bunları biz yapmıyoruz ki ' demek kesinllikle daha tatmin edici katılıyorum.
Ama bizim de üç aşağı beş yukarı böyle olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor ne yazıkki.Bizde kavga ediyor,üzülüyor,entrikalar yapıyor yada entrikalara maruz kalıyoruz aynı o evlerde yaşananlar gibi.Bu nedenle dünyayı BBG evine benzettirdim eskiden,bizde bi evdeyiz şimdi,olaylar sıcak ,hayat akıyor,kızıyoruz,saçmalıyoruz,bağırıyoruz,yalan söylüyor,arkadan iş çeviriyoruz.Hırslarımız var tıpkı ordakiler gibi birinci  olmak isityoruz çeşitli konularda ama tıpkı onlar gibi bizde unutuyoruz, bizi İZLEYEN olduğunu.Tıpkı onlar gibi bizimde bir izleyenimiz var.
O evden çıkanlar,eski bölümleri,kendi davranışlarını ,yaptığı yanlışları,evden çıkıpda izleyince nasıl utanırlardı dün gibi hatırlıyorum,'şurda çok bağırmışım,şurda abartmışım,aa bu tavrımın hiç farkında değildim şimdi anladım' derlerdi zira yaşarken farkında olmak pekde kolay değildir,ama 'O EV'den çıkıncada iş işden geçmişdir,artık zaman geri sarılamaz,olan olmuş,yapılan yapılmıştır.
Umarım hiçbirimiz 'O EV'den çıkıp da hareketlerimizi izlediğimizde çok pişman olmayız,zira dönüş yoktur artık...

5 Ekim 2010 Salı

Sorun sahibi Ben : Duygusalmıyım neyim ?

Başsağlığı dileyememek,hasta ziyaretine gidememek vedalardan , vedalaşmalardan nefret etmek hatta koşarcasına kaçmak,sırra kadem basmak gibi bi sorunum var benim.Ve bu sorunu nasıl halledeceğim hakkında  en ufak bi fikrimde  yok.
Yapamıyorum,kaçıyorum,ben kaçtıkça insanlar bana küsüyor,haklılar ama küsmelerine bile razıyım düşünün yani.
İnsanlar üzülmediğimi önemsemediğimi filan düşünüyor,aslında çok fazla üzülüp önemsediğim için yapamıyorum,dicek bişey bulamıyorum,teselli etmek konusunda herzaman berbattım zaten.Yani bi insan sevdiği başka bir insanı kaybedince ben ne diyebilirim yaa,nasıl derim,nasıl teselli ederim,edemem işte,edemiyorum,kaçıyorum,bu yüzden biten arkadaşlıklarım oldu yani benim düşünün.
Ama bu yüzden bana küsenleri de anlamıyorum,kusura bakmasınlar ,tamam haklılar,aramam lazım ama
yani hayatının en büyük acılarından birini yaşarken ben seni arasam nolur aramasam nolur,şahsen
benim umrumda olmaz ben kaybıma bakar,oturur acımı yaşarım beni arayanların listesini tutmam yani o durumda.Başına gelirse anlarsın demeyin sakın,çünkü geldi(babanem)umrumda bile olmadı beni arayan yada
aramayanlar çünkü acım büyükdü ve hatırlamıyorum zaten hiçbişey.
Havaalanı vedalarından nefret ederim,elimden geldiğince gitmem,banada kimse gelmesin isterim.
İşte böyle hiçde gurur duymadığım hatta değiştirmek istediğim saçma özelliklerim var.Sanırım itiraf edemesemde kendime bile ben duygusal bi insanım ( kimseye söylemeyin,gebertirim)

4 Ekim 2010 Pazartesi

Ütopik Ben : Güzel olurdu . . .

Özenti insanlardan hoşlanmıyorum,olduğunu kabul etmek yerine olmadığına bürünmeyi tercih eden insanlar üzüyor  beni,insan herkesi kandırabiliyor ama kendini kandıramıyor.
Hepimiz biliyoruz içimizde nasıl bi insan olduğumuzu,şeytanımızı tanıyoruzda onu eğitmek terbiye etmek yerine reddetmeyi,görmezden gelmeyi,hatalarımız yüzünden başkalarını suçlamayı daha çok seviyoruz.Yani ben bu kötü şeyleri yaşadım çünkü şurda hata yaptım ,bu davranışım yanlıştı diyemiyoruz.Bu onun suçuydu demek daha kolay çünkü,kim uğraşıcak şimdi kendiyle,Ayşe,Hatice,Fatmagül(!) dururken bize ne kendimizden,hatalarımızdan,onu bizi üzenler düşünsün(!) bu yaşadıklarımız hep onların suçu çünkü.
İçimizde besleyip hergün yem attığımız ve bu yemlerle semiren evcil egolarımız var bizim.
Dürüst olamayız,öz eleştiri yapamayız,özür dilemek ise bir işkence bizim için,küçülür yerle bir oluruz eğer özür dilersek.
Neden hep daha iyiler umrumuzda bizim ? Daha güzeller,daha başarılılar,daha zenginler,daha ünlüler,niye onları merak ederiz en çok,onların dedikodularını yapmaya bayılırız,eksiklerini ararız onların,hele başarılılarsa gerçekten takdir etmek yerine çamur atarız, neden onlarla yarıştırırız kendimizi,yada niye hep onları örnek alırız ,sahip olduklarımızla yetinip , şükretmek yerine ? Niye kabul edemeyiz herkesin bu hayatta başka bir misyonu olduğunu,neden razı olamayız kendi kaderimize,hep diğerinin yaşadığı iyi şeylerdedir gözümüz.Hep iyi okullarda okusun isteriz çocuğumuz,arkadaşları zengin aile çocukları olsun,en iyi şeyleri giysin,hiç düşünmeyiz çocuğumuza kimseden bi farkı olmadığını öğretmek için herkesle arkadaşlık yapması gerektiğini,
yada iyi bi karekterin iyi kıyafetlerle edinilmediğini unuturuz hep.Hep iyi şartları gösteririz çocuğumuza imkanımız varsa,halbu ki  unuturuz bu şartlar sağlanmadığında yaşayacağı fırtınaları.
Keşke şu okullardaki AB destekli Erasmus programları gibi bi program olsa bu ülkede,Lise çağında ki  gençler arası değişim programı,mesela İstanbul daki bir lise öğrencisi 1 aylığına Şırnaktaki bir lisede okusa,Şırnaktakide İstanbulda.Birbirini daha iyi anlayan bir gençlik yetişse,İyi şarttaki,kötüyü görse anlasa elindekilerin değerini,ordaki yaşıtlarının neler çektiğini,Kötü şarttaki iyiyi görse daha çok çaba sarf etse,iyi şartlar için,anlasa okumaktan başka kurtuluşu olmadığını.Empati yapabilen bir gençlik yetişse,hayatın lay lay lom dan ibaret olmadığının farkında bi gençlik,biribirne yardım eden bir gençlik,hayatın güzelliklerden ibaret olmadığını gören,Gördüğü kötü şeylerden ders alan Şükretmeyi bilen bir gençlik.Ne güzel olurdu . . .

Not :  Resimdeki tipleri Şırnakda bir lisede hayal edin : )

3 Ekim 2010 Pazar

Trend setter BEN : Aldıklarımm . . .

Ben moda sevmiyorum,ben modanın moda olmadan önceki halini seviyorum,bir şeyi çok beğensem bile
etraftaki herkeste(yakışan yakışmayan) görmek beni o sevdiğim şeyden uzaklaştırıyor.
Hele etrafta birbirinin kopyası,kadınlar erkekler görmekten nefret ediyorum.
Ben,kendiyle çok UĞRAŞMAMIŞ görünen insan seviyorum,saçını garip şekillere sokan,hiç taşıyamadığı ve sanki kızılayın dağıttı fularlar takan,dirsek ve eli arasındaki kısıma dövme yaptıran(özellikle de' only god can judge me' yazdıran:),herkeste olan kolyeler takan özenti adamlar görmekten nefret ediyorum.Herkes bir şeyler,birileri olma derdinde ama kimse kendi olmak istemiyor.
Kadınlarda aynı şekilde saçlarının renginden tutunda,modeline kadar hepsi aynı,aynı takılar aynı gözlükler,aynı kusmak üzere olduğum conversler,ugglar,flip-floplar,babetler,dirsekte duran ve öyle durunca pek bi havalı olan(!) çantalar,koca gözlükler.
Anlayacağınız bir şey moda olmaya görsün,hemen herkeste,yakışan yakışmayan gidip alıyor,umrunda değil yakışmadığı onunla prestij kazandığını sanıyor,halbuki prestij elbisenin içindekilerle kazanılıyor,çok sevdiğim bir atasözü var ' kişi kıyafetiiyle karşılanır,aklıyla uğurlanır.'
Şu atasözleri bir günde yanlış bişey söylesin lütfen.hepsi doğru hepsi.
Ben kendine ait bi tarzı olan insanları seviyorum,bişeyleri birilerinden,vitrinlerden kopyalayıp yapıştırmayan,kendinden bişeyler katan,çünkü giyinmenin ,kendini ifade ediş şekillerinden biri olduğuna inanıyorum.bu nedenle herkesin karekterini yansıtmalı stili.
Bugün neden mi bunlardan bahsediyorum,alışverişe çıktım da ondan :) kendime bişeyler aldım,paylaşmak istedim sizle ama paylaşmadan önce bu konu hakkındaki fikirlerimi de bilin istedim.Ben markaya da inanmayanlardanım,umrumda bile olmaz hatta bişey ne kadar ucuzsa o kadar severim,eğer pahalı ve marka giyinmek insana prestij katıyorsa ben prestiji sıfır biriyim,bi gün dünyanın en zengin kadını bile olsam 5 kişilik bir ailenin 1 ay geçineceği kadar olan bi paraya gidip bi çanta almam,yapamam bu gerçeği bilirken(çok zengin olursam bi gün bi ara bu laflarımı hatırlatın bana:) ama çanta dedim dikkatinizi çekerim ,ayakkabı demedim :) ayyakkabı için söz vermiyorum :) onuda almam heralde,neyse çok zengin olursam düşünürüm onu.
Sıra aldıklarımda ;
bu sonbahar için kurtarıcı bi ceket,siyah beyaz olan,çizgili olan ve puantiyeli olan herşeye bayılırım.

Ceplerini  sevdim.Fiyatımı 20 TL.komik dimi :)

Buda görünce aşık olduğum elbise,Marilyn Monroe stili, 50'ler ve 60'lar tarzı
kadife bi elbise.Tabi gece gezmeleri (çok severim ya:), özel davetler yada yemekler için alındı.

Bunu ise almadım ,kışlık çantalarımı yavaş yavaş çıkarırken elime geçti
sahip olduğum en değerli ve kullanmaya en bayıldığım çantadır kendisi.
Artık eski şeylere olan tutkumu,sevgimi bilmeyeniniz yok sanırım.
Bu çanta annemin teyzesinin 60'lı yıllarda kullandığı gerçek yılan derisi
bi çanta,bunu Nezaket Teyzamin dolabından arakladığımda sanırım 17 yada 18 yaşındaydım :)
bu bigün moda olcak olmasa bile umrumda değil ben bunu kullanırım diye almıştım.o zamanlardan
belliymiş ilerde ki zevklerim ilgi alanlarım.

Yerinizde olsam karıştırırım anane dolaplarını,neyle karşılaşacağınız ne bulacağınız
hiç belli olmaz ;)

2 Ekim 2010 Cumartesi

01 - Bang Bang (My Baby Shot Me Down)

01 - Bang Bang (My Baby Shot Me Down)

Çok severim bu şarkıyı ve soundtracki olduğu, Kill Bill filmini.

Bugün de yine pek bi uygun bana bir çok gün olduğu gibi.

Hayatımın fon müziği Miminde vardı yine,Ölene kadar bıkmam bu şarkıdan.

Sözleri bitirir beni,Her şeyin masum olduğu çocukluk yıllarındaki bir aşkı anlatır.

Herşeyi paylaştığım gibi,bunuda paylaşasım geldi sizle.

İyi ettim dimi.

Kayıp Ben : Başlıksız yazı.

Nothing else matters eşliğinde özgür bıraktım gözümdeki damlaları biraz önce,dışardaki yağmurla yarıştırmak istedim onları,yağmur kazandı ama olsun,kendimi ,gözyaşlarımı ve ergenliğimi özlemişim.

Hayat garip bir yer,karışık duygular yaşatır zaman zaman bana,el yordamıyla buldum bende yollarımı bunca yıl ,ellerime güveniyorum artık,ezberlediler sanırım yolu.

Müzik yaşadıklarıma fon olunca,kendimi bir film de sanıyorum,nasılsa biticek diyorum film,ve sen hep sonları tahmin edersin...

Kızgın Ben : Kıskanmak . . .

Kıskanmak,Senden başkasına bakmasını,beğenmesini,konuşmasını kıskanmak.Bencilliklerin en büyüğü yani,'bana hep bana'nın eş anlamlısı.

Kıskanmak,Kendine ve karşındakine güvenmediğini göstermenin en kolay ve aleni yolu.Birinin içinde bişeyi yapmak varsa,zincirede bağlasan,tasmada taksan onu yapıcağını,unutmuş olmak,kıskanmak.

Kıskanmak,sevginin yanından bile geçmeyen kelime,kıskanmak sadece kendini sevmek,sadece senin olsun istemek,onu sevmek değil aslında,kendi egolarını tatmin etmek.

Kıskanmak,sevginin karşıdakini üzmemek olduğunu unutmak,kıskanarak karşıdakinin karakterini,ruhunu hiçe saymak kıskanmak.

Kıskanmak,içinde büyüyen hastalıklı bir ağaç ,yakında kendini çürütecek olan bir ağaç kıskanmak.

Kıskanmak,saygı duymamak karşındakine,hiçe saymak onu,kendince yontmaya çalışmak,kendini yontmayı başaramamışken daha.

Kıskanmak,kendi bedenin bile senin değilken,karşındakinin bedeninin tapusunun sende olduğunu sanmak,

Yanılgıların en büyüğü KISKANMAK . . .

1 Ekim 2010 Cuma

SeveN BEN : Bayılıyorummm . . .


SEVGİLİMİN ;
Herkesi ve herseyi gözlemleyen , dingin ve huzurlu haline,
Kızdığında, konuşan herkesi ,sabrı ve sakinliği ile susturup,saygı uyandıran cümleler ile kurduğu kendinden emin konuşmalarına,
Hata yaptığını anlayıp,kabul edebilen erdemli tavrına,
Empati yapabilen mütevazı benliğine,
Problemleri çözmeye odaklı olan ,olgun karakterine,
Hata yaptığım zaman,bunu bana anlatma üslubuna,
Sahip OLMADIĞI, ruh hastası kıskançlıklara,

BAYILIYORUM . . .

Felsefik BEN : Acı çeken Tırtıl , Mutlu Kelebek

' Evet, bitti işte bu sondu ! ' dediğimde sesimdeki isyan , hep yeni bir başlangıcı müjdeledi bana. Ya ben
son'ları yaşamayı beceremiyorum ya da gerçekten herhangi bir son yok bu sonsuzluktaki dünyada.
Her yaşanılan sondan sonra ,yaşanmış güzellikler kalıyor elimde,yaşananlar en çirkininden bile olsa.
Zaman güçlü bir merhem kalbime,kalbimin ağır yaralarına sürdüğüm.Zaman gibi bir ilacım olduğu için
belki bu kadar cesurum ve yine bu yüzden olsa gerek yara almaktan korkmayan bu Don Kişot'luğum.
Sonlar mı aslolan bu hayatta,yoksa başlangıçlar mı ? Yoksa zaten her son ,gerçekten başka bir başlangıç mı ?Bence aslolan her sondan öğrendiklerimizle başlamamız,her yeni başlangıca.
Küçük bi tırtıl vardı,bir sürü zorluk gördü,açılığı,tokluğu,sıcağı,soğuğu,o biliyordu,öğrenmişti dostuna düşmanına nasıl davranması gerketiğini.
O yaşadı çirkinliğin acısını,çok üzüldü,alay edildi belkide o çirkin bedeniyle .Ama biliyordu,herseyin bir sırası vardı,acı çekenler birgün gülecek,gülenlerse öğrenecekti ağlamayı.O,direndi,dayandı ve yılmadı , sonunda o küçük çirkin hayatı,aldığı sayısız derslerle sona erdi .
Hayatta herseyin bir sırası vardı ve ' SON'dan sonra sırası gelen hep yeni bir başlangıçtı.
O çirkin bir tırtıl olarak sonlandırdı hayatını ama ödülü güzel bir KELEBEK olmaktı.
Gelen bir sonsa eğer,yaşanacak ilk şey yeni bir başlangıçmış meğer !

Naftalinli Ben : Küçükken ...

Ben Küçükken :  Her şeye 3 derdim , adın ne : 3 , soyadın ne : 3, kaç yaşındasın : 3
Ben Küçükken : Herkes salonda oturuken ,belime eşarp bağlar, masanın üzerinde dans eder, beni izlemeynlere,kızar(mışım)dım.
Ben Küçükken : Beni babam yatırmazsa yatmazdım.
Ben Küçükken :Anneme babama,özel günlerde şiir yazardım.
Ben küçükken : Babama 'baba , insanlar hayvanları severmi ?'diye abuk sorular sorardım,cevabı çok merak ederdim.
Ben Küçükken : Gittiğim her evin çiçeklerini gizli gizli koparırdım.
Ben küçükken : Saçlarımı taratmaktan nefret eder,toka taktırmazdım.
Ben Küçükken : CLEMENTINE ve VOLTRAN izlerdim.
Ben küçükken : Street fighter da Chun-li olurdum.
Ben Küçükken : Barbilerime elbise dikerdim.
Ben küçükken :Hayal ettiklerimin resmini çizerdim.
Ben küçükken : Oyuncaklarıma kitap okurdum.
Ben küçükken : Lahana bebeğimden korkardım.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails