19 Kasım 2010 Cuma

Feminen Ben : DOZ'un İdeal Kadın Profili Vol I

  1. İçinde bulunduğu koşullardan (ne kadar zor olursa olsun) şikayet etmeyen,hatta dile bile getirmeyen,
  2. Sorun yaratmak yerine çözüm üreten.Mevcut sorunların çözümleri için alternatif yollar arayan,(Herzaman bir yol vardır!)
  3. Eğlenmeyi,hayattan keyif alarak yaşamayı bilen,her fırsatta gülen,gülmek için fırsat yoksa fırsat yaratan.
  4. Kimse için değil,KENDİ için kendine bakan,temiz ve düzenli olan,değilse olabilmek için mesai harcayan(en kötü ruh halimizde,en depresif modumuzda bile,aynada bakımlı,hoş bi kadın görmek bizi 1-0 öne geçirir)
  5. Hakkına kanaat eden ,onun var benim niye yok demeyen ,benim payıma düşen bu diyebilen,
  6. Kendine ait bir dünyası olan,yalnız olmaktan korkmayan,hatta çoğu zaman yalnızlığı boş bir kalabalığa tercih eden,
  7. Kadına ait özellikleri zevkle yaşatan onlardan kurtulmaya,erkekleşmeye çalışmayan,
  8. Kendi ayakları üzerinde durabilen,çalışan ve birilerinin ona ihtiyacı olduğunu bilen
  9. Sahip olmadıklarına,olamadıklarına takmak yerine,sahip olduklarının farkında olan ve bunun keyfini çıkaran(sahip olmadıklarına sahip olabilmek için çalış,ok,ama olmuyorsada dert etme,elinde olanlardan keyif al)
  10. Tüketmek yerine üretime geçen,bişeyler yaratmanın ,meydana getirmenin hazzını yaşayan,
  11. Bildiği,iyi ve doğru olduğuna inandığı bilgileri diğer insanlarla paylaşan,onlarında iyi şeylerden yararlanmasına yardımcı olan,
  12. Hayatını anne,baba,koca,çocuk ekseni etrafında değil,önce KENDİ ekseni etrafında döndüren,
  13. Daha çok dinleyen ve gözlemleyen, 
  14. Farklı bakış açılarına,farklı karakterlere saygı duyan,çeşitliliğin verdiği seçme özgürlüğüne bayılan,insanları ve başta erkekleri değiştirmeye çalışmayan,herkesi olduğu gibi sevmeye çalışan,eğer sevemiyorsa  da SADECE giden,
15.Hayatındaki erkeği mutlu etmekten korkmayan,saçma oyunlara ihtiyaç duymayan,sadece olduğu gibi olan,bunun sonucunda terk edilse bile bunun kendi hatası olmadığını bilen,
16.Başka kadınların mutlu görünen hayatlarına kıskançlıkla değil,onlar adına sevinerek bakan,
17.Geçmişte yaşamayan,evet geçmiş hatalarından ders alan,ama her yeni insan ona aynı kötü deneyimleri yaşatacakmış gibi korkmayan,tedbirli olan ama herkesin başka bir insan olduğunu bilen,
18.Hep karşıdan bekleme işine son verebilme cesareti olan,Hatta bazen karşıdan hiç gelmeyeceğini bilse bile sadece kendi istediği için,içinden gelenlere gem vurmayan,
19.Düşündüğü ve yaptığı her iyi ve kötü şeyin gün gelip kendini bulacağını bilen,
20.Ruhuna değer veren, onu sık sık karşısına alıp konuşan,
aslında ruhuyla yakın arkadaş BİR KADIN . . .

18 Kasım 2010 Perşembe

Nasırlı BEN : Sertmişim, hı hı evet...

Sertmişim,
Neden  sert ?  , Ne sert ?
Kabuk genelde,
Peki ya içindeki ?
Yumuşak kalbin kalkanı göğüs kafesi,
Kemikten,
Nasıl peki ?
SERT
Pelte kıvamındaki midyenin kabuğu ?
Pek tabi SERT
Lezzetli Antep fıstığının kabuğu ?
o da SERT
İstiridyenin sert kabuğu saklar içindeki eşsiz incisini,
Sertmişim madem,Kır kabuğumu şikayetçiysen,bul içimdekini,bu kadar merak ediyosan !
Bak bakalım ne göreceksin ?
Nasıl sertleşir Nasır hiç düşündün mü ?
Önce yumuşaktır ,ayağın her yeri gibi savunmasızdır
ama zamanla ayakkabının en çok vurduğu can yaktığı yer sertleşir ,
canı yana yana kabuk örer kendine,dayanabilmek için bi sonraki acıya
Artık yumuşacık ayağın en sevilmeyen bölümüdür,serttir çünkü.
Ayakkabı mı ?
Onun hiç suçu yokki . . .

14 Kasım 2010 Pazar

Kolonyalı BEN : Kutlu Bayramlar . . .

Bayramları hatırlıyorum,
Çocukluğumun bayramlarını,
Babanemin evinde toplanılan,beraberce sofralar kurulan,güle oynaya o sofralara oturulan,
Babanemin,babamın,annemin,kuzenlerimin,amcalarımın ve onların eşlerinin olduğu bayramları.
Herkesin her bayram evdeki görevini bildiği günleri özlüyorum,
Babanemin sadece bayrama özel yaptığı cevizli kadayıfı,
Kuzenlerimle oynadığım oyunları,
Sofradayken kapı çalınca, hep beraberr 'off acaba kim geldii,tamda sırası' demeleri,
Tabakda kalan son dolmayı herkesin birbirne bıraktığı
o bayramları özlüyorum.
Şimdi bayramda koştuğumuz o evin kapısı kapalı bize,
Babanem yok,
Babamla ailecek yaptığımız bayram ziyaretleride yok,
Çünkü babam yok,uzak bi Ülkede,
Kuzenlerim yok,
Hala varlar ama onları gören yok,
Amcalarım var ama artık eşleri yok,
Beraber kurulan sofralar yok,kahkahalar yok,cevizli kadayıf yok.
'Yok' olunca anlıyosun 'yok' olanların ne büyük anlamlar taşıdığını
Benim için artık bayramların bi anlamı yok.
Bunca  ' YOK ' arasında belki benim değil ama sizin BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN . . .

11 Kasım 2010 Perşembe

Dost BEN : Bu filmi görmüştüm ...

SIVIyım ben derdim,
SIVI,
Şu bulunduğu kabın şeklini alan hani,
Şartlara uyum sağlayan,
Katı olmayı hiç istemeyen,akışkanlığa bayılan,esnek olan,
değişime açık,Her kabın şeklini alan ama özünü hiç bozmayan,
hayıflanmayan bulunduğu kaptan,
Bu niye yuvarlak,bu niye yamuk demeyen,sadece şekil değiştiren
ama özünde hep AYNI kalan , yani her kapta farklı duran...
Dün bi dostumla yemekteydim,hayatlarımız garnitürdü ana yemeğin yanında,
Ben bitirdim tüm garnitürlerimi de ,baktım onunkiler duruyor olduğu gibi tabakta,
SORDUM,
neler oluyor hayatında da sevmiyorsun tadını ?
O sancılı şeyler anlatırken ben keyifle çerez yaptım birama anlattıklarını.
Aşk acısı çekiyor,kendini ve hayatı sorguluyor,düşünüyor ve fazlaca kafa yoruyordu.
Bayıldım duyduklarıma, o anlattıkça gülüyordum ben,
Çünkü sorgulamak hayatı,acı ile yanmak ve kül olmak,yenilenmek için ilk dersti biliyordum.
Eskidende acı çekerdi,ama acısını yeni bi aşkla unutmayı denerdi,ve bitmeyen bi kısır döngünün içinde
geçerdi hayatı,şimdi artık DURDU,durdu ve acısını çekiyor,acıyı kısa süreliğine dindirecek merhemler aramıyor kendine,bu esnada kendini düşünüyor,nerde hatalar yaptığını,sevdiği yanlarını,değişmesini istediği yanlarını,kendiyle savaşıyor,bu savaştan çok daha güçlü ve yepyeni bi kadın çıkacak,ama o bunu bilmiyor.
Eskiden yaşadıklarını 'GECE'lerde unutmaya çalışırken şimdi o gecelerde kitaplara sığınıyor.
Bense onu dinliyor ve gülüyorum,
Neden mi ?
Ben bu filmi BİLİYORUM. . .

Mim'li BEN : Garip bi kızın GARİP alışkanlıkları...

Yine yeni bir mim saygıdeğer Dozsever.Bu seferki Mim pek bi hoşuma gitti
Konu: Garip alışkanlıklarınız ve yapamadıklarınız.
Mimci : NESLİNNCE
Teşekkürler neslinnce...
Geçelim Mim maddelerine;
  1. Yumurtayı peynirsiz,ıspanaklı herhangi birşeyi  yoğurtsuz yemem,yiyemem.
  2. El ile yapılan her işte fena sayılmamama rağmen,girdiğim her türlü örgü örme girşimi tafafımdan başarısızlıkla sonuçlandırılmıştır.
  3. Yazlık ve kışlık kıyafet anlayışım yoktur,yazlık bi kıyafetin üzerine mont giyer kışlık yaparım :) annem manyak olduğumu düşünür sık sık :)
  4. Kullandığım tüm saatler 5-10 dakika ileridir,dakik olmayı öğrenme çabam yüzünden.
  5. Taze ekmek üzerindeki pişmiş una dokunama ııyyyyyyyyyyy(yazarken bile zorlandım),pudra şekerinede dokunamam.
  6. odamı temizlemek,banyo yapmak,dışarı çıkmak için hazırlanmak gibi eylemleri fonda bi müzik olmadan yapamam.
  7. Rahat bi insanım,fazla dert etmem bişeyi,olmuyosa olmuyo derim,sıkmam canımı fazla,panik olmam kolay kolay.
İşte böyle bi kadınım ben.Her mimde Büyücüyü biraz daha tanıyosunuz,bana ne oluyosa bende mutlu oluyorum,size kendimi anlattıkça :)
MİMLERİMKİ ,

Deepblueeagle
Drukiyyes
Femiword
Melly
Üsturupsuz yazar
Medanşeri
haydi bakalım pamuk eller klavyelere

10 Kasım 2010 Çarşamba

Nostalcik BEN : Ben küçükken TV

Ben küçükken , peçete koleksiyonum vardı.
Ben küçükken,BİR BAŞKA GECE diye bi program vardı.
Ben küçükken,ZİYARETÇİLER diye bi dizi vardı,adamlar uzaylıydı fare yerlerdi.
Ben küçükken TAKE THAT diye bir boyband vardı.
Ben küçükken,TELE ON diye bi kanal vardı.
Ben küçükken,ÖNCE ALIŞVERİŞ,SONRA FİŞ,diyen manyak bi teyze vardı TV de.
Ben küçükken ,UZAYLI ZEKİYE vardı.
Ben küçükken, emzik şeklinde kolyeler çok moda olmuştuda takmıştık(cümleten ruh hastasıymışız)
Ben küçükken, Serdar Ortaç'ı radyoda ilk dinlediğimde kadın sanmıştım.
Ben küçükken, YAKARİ vardı.
Ben küçükken,SHOW TV de hafta sonları gece 12 den sonra KIRMIZI NOKTALI filmler olurdu.
Ben küçükken,HAYAT AĞACI diye bi dizi ve o dizide oynayan SAM diye bi karakter vardı.
Ben küçükken,annem KÖLE İSAURA izlerdi.
Ben küçükken,GİRDAP diye bi dizinin jeneriği dönerdi,korkudan ölürdüm.
Ben küçükken,saçlarına dokununca uğur getiren TROLL'ler vardı.
ARTIK YOK BUNLAR VE BEN HİÇDE KÜÇÜK DEĞİLİM...

9 Kasım 2010 Salı

Zamansız BEN : Yaş,Zaman ve AŞK İnanmıyorum size ...

Zamanla aram kötü oldu hep,tarihleri,doğum günlerini,özel günleri hatırlamakta pek bi başarısızdım oldum olası.Dün ne yaptığımı ,ne yediğimi hatırlayamam sorsanız.
Benim için an hep ŞUAN dı.
Yaş kavramınada inanmadım dolayısıyla,yaş almak yok benim için,deneyim edinmek var,yaş bu nedenle hiç sorun olmadı  benim gözümde,hatta hoşuma gitti daha çok deneyim edinmek,hayat hakkında daha çok şey bilmek,saçlarımdaki tek tük beyazlar geçmişde edindiğim deneyimlerin izleri ve hoşuma gitti onları görmek,hiç eyvah yaşlanıyorum demedim,hiç küçültmedim yaşımı,82 yılında bir Nisan ayında doğduğumu gönlümce ve mutlu olarak söyledim hep.
Zamansız bi yerde yaşıyorum ben.yaşadığım yerde kaç yaşında olduğunun önemi yok,hayattan neler biriktirdiğin önemli burda,ceplerinde neler taşıdığın,anlatmak için nasıl deneyimler edindiğin önemli .Deneyim için yaşada gerek yok, ben çok yaşlı ama hiç bişeyin ,başta kendinin  farkında olmadan yaşamış ömrünün sonuna gelmiş ama kendini hiç sorgulamamış insanlar tanıyorum.
Farkındalık en önemli şey hayatta ama bunla mı doğulur yoksa bu sonradan mı edinilir bunu bilmiyorum,üzerinde hala düşünüyorum.
Farkında olmak;
Kendinin,hatalarının,iyi yanlarının,becerilerinin,istediklerinin,istemediklerinin farkında olmak,bence insan aklı ermeye başladığında,yani ergenlik yıllarında ilk bunları düşünmeli,kendini bulmalı,kendini keşfe çıkmalı,ne istediğini,kim olduğunu düşünmeli,insanın ilk ödevi kendini bulmak olmalı bence,bulamazsa şayet  ömrü mutsuzlukları yüzünden başkalarını suçlayarak geçer.
Aşkada inanmadım ben,evet var olduğunu biliyorum harika bi duygu olduğunuda,ama gerçek bi duygu değil,sadece 'SANMAK' demek aşık olmak.Kafanda aşık olunacak bi erkek yada kadın profili oluşturmak,sonra ona uygun ,güzel,yakışıklı bedenler aramak,buluncada kafandaki o profili gördüğün güzel resme kopyalayıp yapıştırmak,Al işte sana AŞIK OLMAK(!)bunun nesi gerçek,karşındakini Kafandaki SANMAK.Olmadığını zaman içinde anlamak,gözündeki pembe gözlükleri çıkarıncada aaa aşkım bitmiş demek.
Ben sahte hiç bişeye inanmıyorum,Zaman yaş ve aşk sahtesiniz biliyorum...

8 Kasım 2010 Pazartesi

Hasta Ben : f*ck u grip...

Fena grip oldum yeaa :( yine her grip vakasında olduğu gibi bu seferde burnumu koparıp kenara koymak istiyorum,silmekten yanıyor artık burnum(398.hapşuruk şuan gerçekleşti).
İstanbuldan peydahladığım bi gribim var artık 2 sene önce domuzdu,geçensene kuş oldu ee bu seferkinin adınıda ben koyayım istanbul gribi olsun.
Dünden beri yatıyorum.uyku ile uyanıklık arası bi yerlerdeyim,normalde sevdiğim bi aralıktır bu uyku ve uyanıklık arası ama bu grip beynimin çalışmasınada izin vermiyor,o aralıkta normalde çok verimli olurum ama bu grip yüzünden öyle duruyorum etrafımdan kayıp giden nesnelere bakıyorum bişeyler oluyor ama algılayamıyorum.
Şimdi gidip annemin sıktığı narsuyunu içeyim...

7 Kasım 2010 Pazar

Evdeki BEN : Gözü yollarda dönüşümü bekleyen Dozsever,geldim sonunda ...

Sonunda burdayım,özledim sizleri yazı yazmayı,yazılarınızı okumayı,mimlenmeyi,ödül almayı.
Ben seviorum bu blog camiasını yeaaa :)
Nerelerdeydin sorularını duyar gibiyim,önce Ankaradaydım halletmem gereken işlerimi hallettim
sevdiğim insanları gördüm orda,Meltoş,ero,sarpusasımus,portobello cadısı esen,mehmet
hepsine burdan teşekkür ediyorum,sayelerinde güzel vakit geçirdim Ankarada
güzeldi ankara
ordan İstanbula geçtim salı günü  ve bugün sabah  döndüm,zor döndüm ama sis
izin vermicekti az kalsın.
Neden bu ufak ziyaretleri yaptığımı anlatıcam size ama şimdi değil.
Bu işleri yaparken hep aklımdaydınız,neler yazdığınızı neler yaptığınızı merak ettim hep
Bi kaç kez girme şansım oldu nete ondada güzel yorumlarınızı yayınlayabilecek kadar
vaktim oldu cevap bile yazamadım çoğuna  :(
Anlicağınız ben çok iş hallettim ama sizi gerçekten özledim...

29 Ekim 2010 Cuma

Ödüllü Ben : Herşeyiyle Blogger , Öz Blogger, Has Blogger :)

Artık Öz Bloggerım ben,bi ödülüm eksikti çok şükür oda oldu,tutmayın artık beni (ne için tutmuyosanız:)
Gerçek hayatta bi ödülüm olmadı hiç bari sanal hayatta olsun napalım.
Kimmi beni ödüllendirmişş,pek sevgili komşularım,sık sık okuduklarımdan
Saolun kızlar yazılarınızı ve sizleri seviyorum.
Kurallar gereği 15 kişiyide benim ödüllendirmem gerekiyormuş
Bu seferde ben tembellik edip bu postu okuyan herkese yolluyorum bu Ödülü.
Pazar günü bazı İşlerimi halletmek için Ankara da olcam,Ankaralı yada Ankarada yaşayan bloggerlar
hava koşullarını söyleyin bana,çok mu soğuk,çok mu yağmurlu Ankarada hava ? Sıcak bi yerden geliyorum Ankara'ya
söyleyin bana,çok mu kalın kıyafetler getirmeliyim yanımda.
Blogumla fazla ilgilenemiyorum farkındayım,ama nedenleri bilseniz anlayışla karşılardınız beni.Az kaldı yakın bi zamanda anlatıcam Herseyi.
İyki varsınız,yazılarınızla,gülüyor,bazen ağlıyor,bazen kızıyor,çoğu zaman bişeyler öğreniyorum ve beni duygudan duyguya,mooddan mooda sokan bloglarınızı ve sizleri seviyorum...
DOZ

28 Ekim 2010 Perşembe

Babasının Kızı BEN : Ay Lav Yu ...

Bi Pazar günüydü , Ben yazlıkta uzanmış pazar gazetemi okuyordum,sayfaları çevirirken bi haberdim 15 dakika sonra okuyacağım yazı ile dağılacağımdan.
Beni darma duman eden yazıyı yazan Elif Şafaktı.Sanki aydınlanmıştım o yazıdan sonra,evet babamla hep iyi ilişkilerim olmuştu,onunla yaptığım şeyleri hep sevmiştim ama hiç düşünmemiştim , netleştirmemiştim ilişkimizi kafamda.O yazı flu olan baba kız ilişkimizi netleştirdi sanki , onun bendeki altı tekerlekli sandığım yerini kalın çivilerle sabitledi. Ve bu anlarda babam yine uzaklarda,başka bir Ülkedeydi.
Okuduktan sonra ne mi yaptım,önce bi salya sümük ağladım.Sonra telefonuma sarılıp onu aradım,okuduğum şeyden bahsettim ve tam yazının noktalandığı yerde zaten bildiğim sevgimin boyutlarının büyüklüğünü anladığımdan bahsettim ona.
'Seni Çok Seviyorum Baba 'dedim,iyki benim babamsın.
Konuşamadı,bilirim onun o titreyen sesinin anlamını,dayanamadı kapattı telefonu.
Sonra o yazıyı mail attım ona,ve altına küçük bi mektup yazdım.
İşte O yazı ve benim babama Mektubum ...

Elif Şafak

esafak@htgazete.com.tr

Baba ben eşcinselim...

02 Ağustos 2010 Pazartesi, 04:11:04

Baba oğlunun belli bir şekilde yetişmesini istiyor. Kendi olmak istediği gibi bir adam yapmaya çalışıyor onu. Olamadığı adam. Hangi bölümde okuyacağını, kimlerle arkadaşlık etmesi gerektiğini, boş zamanlarda ne yapacağını sadece bilmek değil, belirlemek de istiyor. Halbuki oğlan artık olmuş bir delikanlı. Ve bir isyan bayrağı asmış güvertesine. Gidiyor pupa yelken, açık denizlere. Kendi denizine...
Babalık tek bir günde edinilen bir paye değil. İnsanın bebeği olur olmaz kazandığı bir unvan değil. Baba olmak, öğrenmesi belki de bir ömür boyu süren bir hayat dersi aslında; yürümekle aşınmayan hem engebeli hem dallı budaklı bir uzun yol. Ne dönemeçlerden geçiyor insan yol boyunca. Ne dağlar tepeler aşıyor farkında bile olmadan. Nerelerde tökezleyip düşüveriyor yere, dizini incitme pahasına, sonra kalkıp ayağa, yola devam ediyor. Azimle, olgunlukla...
  Babalık, annelikten daha geç başlıyor. Anne, daha henüz karnındayken hissediyor bebeği, sevmeye başlıyor. Hatta daha rahme bile düşmeden, bebeğin fikrini, idealini, soyut halini seviyor belki de. Günbegün büyüyor sevgisi. Cisimleşiyor, kristalleşiyor. Annelik de bir nevi öğrencilik ama mayası ve kimyası itibarıyla babalığınkinden çok farklı. Baba olmak bebek doğduktan sonra başlıyor, önce değil. Göz teması lazım muhakkak. Ama o da yeterli değil. Ne zamanki bebek dilleniyor, ayaklanıyor, bebeklikten çıkıp çocuk oluyor, baba daha iyi iletişim kurmaya başlıyor.
BABANIN OLAMADIĞI ADAM
Geçiyor yıllar. Buluğ çağı geldiğinde baba ilk büyük sınavını veriyor. Oğlan çocuğunun babaya karşı açtığı ilk büyük savaş bu dönemde yaşanıyor. Daha önce su yüzüne çıkan küçük küçük sürtüşmeler ve babaya duyulan o büyük hayranlık bir kenara, şimdi oğlan çocuğu ilk defa bir varoluşsal kopuş yaşıyor. Şöyle bir sallanıyor babanın kayığı. Ama ardından yeniden dengesini buluyor. Baba oğlunun belli bir şekilde yetişmesini istiyor. Kendi olmak istediği gibi bir adam yapmaya çalışıyor onu. Olamadığı adam. Hangi bölümde okuyacağını, kimlerle arkadaşlık etmesi gerektiğini, boş zamanlarda ne yapacağını sadece bilmek değil, belirlemek de istiyor. Halbuki oğlan artık olmuş bir delikanlı. Ve bir isyan bayrağı asmış güvertesine. Gidiyor pupa yelken, açık denizlere. Kendi denizine...
  Üniversite yıllarında araları biraz açılıyor ister istemez. Oğlan başka bir şehire gidiyor okumaya. Baba, o sene ilk defa hızla yaşlanıyor. Bilmezdi oğluna bu kadar düşkün olduğunu, onu evden uğurlayana kadar. Bir boşluk hissiyle uyanıyor sabahları. Geceleri yüreğinde bir sıkışma. Halbuki duygusal bir adam değildir. Ya da öyle zannederdi bunca senedir. “Hanım ne yapar ne eder bu oğlan oralarda?” diye soruyor zaman zaman. Cevabını beklemediği bir soru bu aslında. Cevaplanması gerekmeyen sorulardan, sırf sorulmuş olması önemli.
  Arada bazı derslerde yaşanan birkaç aksama sayılmazsa eğer, oğlan iyi bir ortalamayla bitiriyor üniversiteyi. Mezuniyet töreninde anne ve babası gururla gülümsüyor. Çok resim çekiyorlar o gün. Oğlan arkadaşlarını ailesine tanıştırıyor. Anne memnun, baba memnun. Yalnız o zamana kadar akla gelmeyen bir düşünce başlıyor babanın içini kemirmeye. Oğlunun hiç kız arkadaşı yok. Var da yok gibi. Halbuki bunca sene aman yanlış kıza âşık olur, yoldan çıkar diye endişe eden kendisiydi. Oğlunun hemen hemen hiçbir zaman karşı cinsle yakınlaşmamasını isteyen de gene kendisiydi. Ama madem ki okul bitti, üniversite geride kaldı şimdi birdenbire algıları değişti. Artık istiyor ki oğlunun yanında iyi bir kız arkadaş olsun, hani şöyle mazbut bir aileden mütevazı güvenilir bir kız.
  Zaman hızla geçiyor. Oğlan iş hayatına atılmış. Tam bir işkolik. Deli gibi çalışıyor. Babanın kendini en aciz hissettiği dönem başlıyor. Öyle bir hayat kurdu ki oğlu kendisine, değil müdahale etmek kurallarını anlayamıyor, köşelerini kavrayamıyor. İlk defa kendi kendisine sormaya başlıyor. Nasıl bir insan acaba oğlu? Nasıl biri? Ve baba, ancak o zaman anlıyor ki aslında kendi oğlunu ne kadar az tanıyor. Neler okuyor, neler izliyor, bilgisayar karşısında kimlerle yazışıyor... Hiçbir şey bilmiyor ki. Oğlu bir muamma. Üniversitenin ilk yıllarında oturup konuşurlardı. Okudukları kitapları paylaşırlardı, farklı farklı görüşlerden filozofları sevmekle beraber, gene de bir ortak zemin vardı. Ama şimdi o da kalmadı sanki. Baba ilk defa oğlunu daha yakından tanıma gereği duyuyor.
  Daha çok telefon açıyor. Sabah akşam olmadık saatlerde cepten yakalıyor. Oğlan babasının bu ani ilgisi karşısında evvela biraz bocalıyor. “Bugün ne yaptın?” diye soruyor babası. Halbuki oğlan gelmiş artık otuz iki yaşına. Çocuk değil ki hesap versin. Hem neyi ne kadar anlatabilir ki? Tuhaftır, başka ailelerde anneler baskı kurar “Oğlum hadi evlen torun ver bize” diye. Burada anne bu tür talepleri tekrarlıyor ama esas babaya bir haller oldu. Bilmek istiyor. Oğlunun hayatında olmak istiyor. Bir an evvel evlenmesi bile sanki o kadar önemli değil.
Oğlan bunu babasının ölüm korkusuna bağlıyor. Zaman zaman gittiği terapistine anlatıyor. “Babam çok değişti, sabah akşam yokluyor beni. Aramadığımda hep sitem ediyor. Çocuk gibi oldu.”
Terapist soruyor. “Belki seni daha iyi tanımak istiyordur.”
Acıyla gülümsüyor o zaman genç adam. “Tanımak istemek demek yüreğini önyargısızca o insana açmak demek. Yoksa bunun adı görmek istediğini görmektir. Babamın beni hakikaten tanımak istediğini hiç sanmam.”
Kapanmayan bir gedik var baba oğul arasında. Ne zaman böyle oldu, açıldı bu mesafe? Ve neden şimdi bir köprü kuramıyorlar bu boşluğun üstüne?
Otuz altı yaşında genç adam. Babasının karşısına çıkmaya cesaret ediyor hayatında ilk defa. Ona açacak kendini. Saklamayacak. “Baba,” diyor “Sana bir şey söylemem lazım. Seni üzmekten, vereceğin tepkiden çekindiğim için bunca zaman kendime sakladım. Ama artık böyle saklanarak yaşamak istemiyorum. Beni olduğum gibi görmeni istiyorum. Beni bu şekilde sevebilecek misin baba, merak ediyorum. Çünkü ben seni olduğun gibi seviyorum.”
BABA VAR SADECE İSMİ BABA
Yaşlı adam bakıyor oğluna. Yüzünde endişeli bir bekleyiş. Duymak istediğinden emin değil. Ama susturmaya, durdurmaya da gücü yok.
 “Baba ben eşcinselim....”
  Babalık tek bir günde edinilen bir paye değil. Öğrenmesi bir ömür süren bir hayat dersi aslında. Ve bir erkeğin babalık sınavında ne not alacağı bu tür duygusal dönemeçlerde çıkıyor ortaya.
  Baba var sadece ismi baba. Bir gölgeden ibaret. Baba var otoriteyi ve saygı görmeyi her şeyden fazla seviyor. Güce tapıyor. Baba var oğluyla beraber yürüyor hayatın patikalarında; değişmeyi, dönüşmeyi biliyor, su gibi akışkan, yüreği arz kadar geniş. Baba var oğlunu eşcinsel olduğu için bir kalemde evlatlıktan reddediyor. Ve etrafın ne dediğini, nasıl dedikodu yağacağını her şeyden fazla önemsiyor. Baba var evladının mutluluğunu her şeyden üstün görerek ve onu iyi bir insan olarak yetiştirmeyi önemseyerek yüreğinin kapılarını hayatın nice rüzgârına açık tutuyor...
 Baba var hiç sevmemiş aslında. Baba var yüreği uçsuz bucaksız bir derya.
                                               x                   x                          x
Burda olayy karşındakini herseyiyle sevebilmek,
sen bana bunu hissettirdin her zaman,dediğim gibi
insan her görevi en iyi yapamaz en iyi yönetici,
en iyi arkadaş,en iyi eş,yada en iyi kardeş olamaz belki
ama içlerinden birinde mutlaka en iyidir SEN BENİM TANIDIĞIM
EN İYİ BABASIN :) çünkü beni olduğum gibi sadece CRN
olduğum için sevdiğini biliyorum bunu bana hep hissettirdinn
sözlerin değil,davranışların önemli olduğunu öğrendim senden
biliorumki eşcinsel olsaydımda(değilim korkma:),yada bigün katil
olsamda(olmicam ,SÖZ:)sana bunu gönül rahatlığı ile anlatırdım,
çünkü biliyorum sen beni yargılamadan sadece ben olduğum için seviyosun.
SENİ SEVİYORUM HEMDE HİÇ YARGILAMADAN  :)

KIZIN

26 Ekim 2010 Salı

Yazlıkçı BEN : Keşke yazlıktamı olsaydım ?

Yoğun günlerdeyim ve sakin bomboş günlerimi özledim.
Çeşmeyi özledim,sahilde yürümeyi,alaçatının kalabalığını ve büyülü  atmosferini.
Şimdi yazlıkta olmak isterdim.Terasta kahve ve nargile içerek denizi izlemek.
Yokuşunu bile özledim evimin,nefret ederdim oysaki.
Fotoğraflarına baktım odamın,terasın,marinanın.
Hadi sizde bakın...
Marinada Gün batmış...
Gözü yollarda dozi,sevgilisini bekliyor.Bu yaz 3 kez kaçtı evden,öldürdü bizi korkudan,birinde biz bulduk,diğer ikisinde ,gezip gezip,marina yapıp, 1 saat sonra evine geldi beyimiz :)
Lacivert,kırmızı ve beyaz sizce kimin fikriydi :) ?
Masa örtüsü : Alaçatı pazarı 10 tl.
Duvar saati: K'lock 65 tl.El yapımı harika saatler satıyorlar bende netten sipariş vermiştim
Merak edenler buraya bi tık
Duvardaki lacivert kuş motifli mumluk : Paşabahçeden almıştım sanırım 40 tl'ydi .ama rengi sizi yanıltmasın
ben laciverte boyadım,evin konseptine uygun olsun diye,orjinali siyah.
Masadaki HOT çaydanlık altlığı ve peçetelik Mudo Concept fiyat hatırlamıyorum.
Burda mutfak biraz derli toplu,aşağıda mutfağın çalışılmış halini göreceksiniz ama ben yapmadım
:) annem yaptı ve bana da toplamak düştü...
Tabiki Babannem ve Dedemin resimleri,çerçeveleri ben boyadım,resimleri,ahşap boyamada transfer yöntemiyle annem yaptı.
Buda evimizin en sevdiğim köşesi,kahve ve nargile içmek süperdir burda...
Elvada Çeşme,tekrar ne zaman görüşürüz inan hiç bilmiyorum...




24 Ekim 2010 Pazar

Mim'li BEN : Çantamdaki 5 şey...

Melly Melly Melly :) mimlemişş beni ,teşekkürler melly...
Mim konumuz çantamızdaki 5 önemli şey,genelde herkesin aynı olan bi kaç parça eşyası vardır,bu nedenle
pek yaratıcı olmayacak ama ben cüzdan telefon yazmicam bunlar zaten hepimizin olmazsa olmazları.

NAMBIR VAN : Bu aralar yoğun bi dönemdeyim,unutmamam ve gün içinde halletmem gereken pek çok şey ve uğramam gereken pek çok yer olduğu için küçü siyah not defterimi ayırmıyorum yanımdan yani çantamdan.

NAMBIR TU : Rayban-Wayfarer güneş gözlüğüm nereye gitsem benimle,çantamda hazır her an bekliyor,gözlerimi güneşten korumayı.

NAMBIR TIRİ:  Blistex dudak koruyucum,hep çantamda ben yanımda makyaj malzemesi taşımayanlardanım,evden çıkmadan yaparım azıcık makyaj,kalırsa kalır kalmazsa keyfi bilir :) ama bu blistex mucize bişey kızlar eczanelerde satılıyor,şiddetle tavsiye ediyorum dolgun gösteriyor dudaklarınızı...

NAMBIR FOR : Elma aromalı sakız,gün içinde çiğnerim sakız ve elma aroması herşeyde (nargile,şeker,çay)
olduğu gibi sakızdada favorim.mutlu ediyor beni.

NAMBIR FAYF : Agent Provacateur parfümüm,güzel kokular beni hayata bağlayan,mutluluk ve heycan veren şeylerden,koku beni bi yerlere götürür bişeyler hatırlatır,peşine takıp gezdirir beni,seviyorum parfüm giymeyi...

Evet çantamda bunlar var işte ben kimin çantasını merak ediyor ve MİM liyorum;

Üsturupsuz yazar
Dünya sana güzel kelebek
Enn Moda

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails