24 Eylül 2010 Cuma

MUTSUZ Ben : dünyanın üzerine KUSMAK gelio bugün içimden...

Mutsuzum bugün , yine belli bi nedeni yok ama birleşmiş ufak nedenler topluluğu var. Kızgınım,üzgünüm,kırgınım,kaprisliyim bugün.Şefkat istiyorum ama aradığım yerlerde taze bitmiş şefkat.
Anne olunca anneni daha iyi anlicaksın lafındannefret ediyorum,yapacak bi dolu şeyin varken susmayan,yapacak bi bokun yokken çalmayan telefonlardan nefret ediyorum,her kanalda bin tane saçma salak dizi olmasına rağmen yaşadığım dandik şeyleri 90 dakkalığına unutturacak bi dizi izlemediğim için kendimden nefret ediyorum,yazdan nefret ediyorum defolup gitsin artık ,sıktı,kendini sevdirmeyen pislik kedimden nefret ediyorum,klimanın yapay soğuğundan nefret ediyorum,sadece mutsuzken yazı yazmaktan ,mutluyken yazmayı unutmaktan nefret ediyorum,bu nedenle çoğu yazımın depresif olmasından ,hiç manik yazımın bulunmamasından nefret ediyorum,spor yapamıyor olmaktan nefret ediyorum,başımdaki bu ağrıdan,bu ağrıya sahipken başımı yerinden çıkarıp yere koyup,geri gidip son hızla şut çekememekten de nefret ediyorum.

 Bugün bünyemde mevcut bütün bu  nefretleri dünyanın üzerine kusarak OH be dünya varmış ! demek sonrada, aa dünya yokmuş, kusmuğumda kaybolmuş, tühh çok üzüldüm demek ama içimden kıh kıh kıh diye gülmek istiyorum...

Bence çok da şey istemiyorum.
evet evet çok değil.

23 Eylül 2010 Perşembe

ODAM ve BEN : DİS-Gothic . . .

NOT : LÜTFEN BU POST'U PHILLIP GLASS'DAN THE HOURS-MORNING PASSAGES EŞLİĞİNDE OKUYUNUZ.

Mutlu olduğum,hayal kurduğum,rüya gördüğüm,pek çok kez öldüğüm,kimbilir kaç kez yeniden doğduğum,yeni fikirler doğurduğum,kalbimi çıkarıp attığım,sonra yine aynı yerde bulduğum,acı haberler aldığım,aynı acılarla savaşmayı öğrendiğim,okuduğum,yazdığım,tavanıyla göz göze gelmeye bayıldığım,yerlerine kırpılmış kumaşlar,boncuklar saçtığım,içine kokum sinmiş ODAM,Mabedim,yakında senden ayrılacağım,bunu ikimizde biliyoruz ama duvarlarından sesim ve kokum hiç çıkmicak , sen içine çektin beni , yaşıyorum ben sende ,ben yokken sana gelen herkes bilicek burda nasıl bi kız yaşadığını,sen benim aynamsın,seni seviyorum DİS-Gothic ...

                                                             ... HOŞ GELDİNİZ ...


Pembe-MOR pavyonum ,333 numaralı odam, Gothic Diskoteğim benim . . .

Duvarında,tam yatağımın üstünde Maria Teyze'den armağan,yıllarca çok korktuğum sonra bigün aşık olup bodrumdan çıkartıp tozunu silip başucuma astığım MODİGLİANNİ'nin Meşhur tablosu ALİCE.Alice bilir beni iyi tanır,hep derdim ona,bigün bu odada yangın çıksa ilk kurtaracağım eşyam sensin.



Donkişot,annembabam,hello kitty,örümcekli kadehim ve MİMİ

Bu MİMİ ; Ananemde kaldığım ve okulumu bitirmeye çalıştığım yıllarda ,sıkıntıdan toz bezinden yaptığım mimi,kalbi takma ama aslında harika kızdır,sıkılınca koparıp atsın diye öyle yaptım onu(ben koparıp atamıyorum ya) tek gözüde yok miminin,herseyi görmesin diye öyle yaptım(ben herşeyi görüyorumya)mimi fazlada konuşmaz diktim dudaklarını(ben çok konuşuyorum ya)
SEXY kız mimi,donu ve fuları benim yırtılmış dantel çorabımdan :)




bütün kızlar toplandık : p

çalışmak için yapılmış,ama üzerinde ders dışında herşey yapılmış masam :)
ışığımın aydınlattığı KPSS(kamu personeli s..m seni)kitaplarıda ayrı bi ironi.

bu köşe babanneme ait ve onun korumaları olan 2 kedi 1 ayı ve 1 leyleğe...

Leylek beni getiren leylek vefa borcum var tabi haliyle,gel dedim bakarım sana,şimdi babannemi koruyor odamda.

her yerdesin babannem ...

ayna yine DOZ yapımı, babannemin eski aynasının üstü otrişle kaplanmak sureti ile yapılmıştır


ayna ve mücevher kutum annemin eseri...



disko topum...



 ... GÜLE GÜLE ...

22 Eylül 2010 Çarşamba

Üretici ve yaratıcı BEN : Memleket Evim ...

Bugün ,haftasonu evimizdeki heycan ve mutluluktan sonra biraz kendime gelebildim ve sizinle memleket evimde annemle beraber yaptığımız yaptırdığımız eşyaları paylaşmak istedim.Bence  insan biraz yaratıcı azıcık meraklı olduktan sonra fazla para harcamadanda evinde harikalar yaratabilir,sadece neyi nerde ucuza bulacağını bilmek yada mevcut pahalı ürünleri daha ucuza yaptıracak ustalar bulmak lazım,sanırım biz annemle ucuz kaçış noktaları bulmayı başarıyoruz...
BAROQUE STYLE ve VICTORIAN STYLE  Karışımı Salonumuz ;
Avizeler Praktikerden alındı,ama dün Tepe Home'da da gördüm aynısını.
Orta sehpa üzerindeki çiçek aranjmanı bana ait,Mudo City de görüp çok beğenmiştim ama fiyatını görünce(225 TLcik:) herzamanki gibi ben yaparım bunu yeeaa deyip almamış ,üşenmemiş yapma çiçekleri toptan satan taaaaaaaa nerdeki dükkanların yolunu tutmuştum,çiçeklere uygun bi çanak çömlek her ne haltsa işte onuda bulduktan sonra ahanda yukardaki süs oluverdi hemde çanağıyla çömleğiyle çiçeğiyle tamtamına 20 TL'ye.Yemişim Mudo'yu, haa ucuzlukta alışveriş yaparım o ayrı.

Duvarlar mavi,son 3 yıldır duvarda mavi ye takmış durumdayım,huzur veriyor kendimi hayal aleminde hissediyorum mavi odalarda,hatırlarsanız yazlıkda maviydi.

Kumaş seçimleri annem ve bana ait tabi koltuk modelleride ama leb demeden leblebiyi anlayan ustalarla çalışmak süper.
İki koltuk arasındaki abajur aslında vazoydu,yazlıktaki vazodan hatırlarsınız buda 30 TL'ye mal oldu.

Mobilyalarda ki harika oymalar tamamen el işçiliği, harikalar yaratan ustalarımızın ellerine sağlık,boyama ise eskitme boyamada üstat Taci Usta'nın ellerinden.

Aynanın önünde gördüğünüz güzel çiçekler cumartesi günü evimizdeki  kutlamadan  kaldı :)

Buda benim kahve içmeyi en sevdiğim köşe,manzarasıda güzeldir,sehpa üzerindeki tavuskuşu tüylerini  Bakü'de sokakte bi amca satıyodu koştum yetiştim arkasından aldım hepsini,kendi evim için aldıydım ama annem senin henüz evin yok dedi,evet yok dedim,bana ver onları dedi,al dedim,evim olunca alırım dedim,iyi dedi.
NOT: Yukarda resimlerini gördüğünüz salon takımı,Mudo Citylerde,Tepe Homelarda,Laura Ashleylerde gördüğünüz salon takımlarının nerdeyse yarı fiyatına mal oldu.Yerinizde olsam almadan önce yaptırabileceğim yerleri araştırır imkan varsa yaptırırdım,hem oturduğunuz salonda emeğiniz olması muhteşem bi duygu hemde
her detayla zevkinize göre oynaya bilirsiniz,sadece biraz cesur olmak lazım çünkü sonuç her zaman hayal ettiğiniz gibi çıkmaya bilir.

20 Eylül 2010 Pazartesi

Yalnız BEN : Yalnızlık Yüzünden (99' KIŞ) ...

Yalnızlığı severim.Düşünürüm yalnızken çoğu zaman.Nerden gelip nereye gittiğimi,neleri sevip neleri sevmediğimi,nerde olup nerde olmak istemediğimi,işte ben yalnızken hep bunları yaparım.
Yalnızlık hep tek başıma olduğumu hatırlatır bana.Kalabalıkta bile tek başıma,gülerken bile tek,konuşurken bile tek başıma,ağlarken bile tek olduğumu hissettirir hep bana yalnızlık.
Ben herşeyi kendime anlatırım,hep ben anlatırım ve hep ben dinlerim.Hep ben , üzülür halime yada hep ben sevinir.Ama hep ben,yalnızca ben,tek ben  ve sadece ben , işte hepsi bu kadar.
Hep birilerine içimi döküp rahatlamak istediğimde yanımda sadece 'Ben' vardır.Hep birilerine sığınıp, hep birilerine sarılmak istediğimde , her zaman ruhuma sığınıp hep kendime sarılırım,çünkü yanımda yalnızca Ben varım.
Şimdi anlıyormusun kendimi neden bu kadar sevdiğimi, neden ruhuma ve düşüncelerime bu denli önem verdiğimi,işte sana tek bir kelimeyle merak ettiğin sorunun cevabı çünkü ben 'YALNIZIM'.Beni benden fazla kimse anlamıyor,beni benden fazla kimse dinlemiyor ve bana benden fazla kimse yardım edemiyor.
İşte hep bu yüzden,  sadece ve sadece yalnızlık yüzünden !

19 Eylül 2010 Pazar

Mutsuz BEN : Sevgilim . . .

Zor...
O , haftaya bugün artık burda olmicak ve ben, özleme duygusundan yoksun bırakılmış olduğumu düşünen ben,bu yaşta tadıyorum bu duyguyu.
Özlemek ...
Herhangi birseyini yada beraber bir şey yapmayı özlemek değil , Varlığını özlemek , 'Sadece yanımda olsun öylece duralım' ı özlemek.
Eminim pek çoğunuz böyle bi modda değilsiniz ve bu ufak duygusal yazıyı çok bayık buluyosunuz , ee sanırım buda, benim bi zamanlar hiç bu modlarda değilken okuduğum romantik yazıları, fazla bayık bulmamın diyeti :)
Nede olsa, 'insan eleştirdiği şeyi yapmadan ölmez ' sözüne yürekten bağlıyım,sorun etmiyorum bu yazıyı bayık bulma ihtimalinizi bu yüzden. Tek sorunum, Sevgilim gidiyooo beeeeeee,offfffffffffffffffff.
Beni de mi götürse acaba ?
 bi söyleyim dur,götürür belki.

16 Eylül 2010 Perşembe

Felsefik BEN : Minik Mutlu Damlalar (21 Ekim 99) ...

Bugün !
Evet ben bugün vardım ve öyle ya da böyle mutluydum işte.Biliyordum yarın kadar yakındı tatlı rüyanın kabuslarla bitmesi ama şimdi o tatlı rüyanın tam ortasındaydım ve bu büyünün bozulmamasını , kötü sonun gelmemesini istiyordum.
İstemek !
Sadece istemek yetermiydi ? Çabanın hiiç rolü yokmuydu ? Yoksa bu ikisi ayrılmaz bir bütünmüydü ?
işte bu soruların cevabını ararken geldi zaman.Kaçış yolu yoktu sanki,dört tarafım sarılıydı ve izin vermiyorlardı geçmeme Hüzün Askerleri.Çok yalvardım bırakın gideyim diye ama nafile ! Onlar göz yaşını bilmiyor , tanımıyor ve anlamıyorlar.
Sorunun cevabını araken cevabın ortasında buldum kendimi birden .Ama ne yazık ki benim cevabım yanlıştı ve cezam asıl doğrunun beynime kazınmasıydı en derin biçimde.İstemiyordum ,  benim olmayan bir doğru cevabı kabul edemezdi kalbim ve beynim.Yanlıştı belki cevabım ama benimdi , benliğimdi ve ne olursa olsun benim doğrumdu.
Kaçtım !
Kaçtım ve kurtuldum ,o istemediğim cezadan . Acılar çeke çeke, gözyaşları döke döke ve birçok kez tekrar yalvararak hüzün askerlerine ; beni azad etsinler diye , BULDUM sonunda BENİM olan ve DOĞRU olan CEVABI !
Artık kazımaya gerekyoktu doğruları beynime ve kalbime , çünkü bulmuştum,Ben bulmuştum.Ama üzüle üzüle ama ağlaya ağlaya, er yada geç ne fark ederdiki cevap Kendi Doğrum olduktan sonra.
İşte sonunda ' Ne zaman gelicek TANRIM ! ' diye beklediğim mutlu günler geldi. Hayır, hayatım değişmedi.Yine hersey yerli yerinde yani karma karışıktı,yine bazen üzülüyor,bazen ağlıyordum.Ama tabiki değişen bazı şeyler vardı.İşte bunlar ; Uğruna acılar çektiğim ve sonunda bulduğum doğru cevaplar :
DOĞRU CEVAP 1 :Yıllarca beklediğim ' Tanrım  gelsin artık mutlu günler' diye ağladığım zamanlarda, mutluluğun gözyaşlarım olduğuydu.
DOĞRU CEVAP 2 : ' Lütfen artık yalnız olmak istemiyorum , bana yardım et TANRIM ! ' dediğimde yakarışlarımda ki kalabalığın yalnız olmadığımı hatırlattığıydı.
DOĞRU CEVAP 3 : 'Değişsin artık bu düzeni bozuk ,yalancı dünya ! ' dediğimde ,dünyanı her saniyede kendini yenilediğiydi.
Evet , sorunun 3 doğru cevabı vardı , ve ben bunları tek başıma bulmuştum.
Artık ağladığımda bile mutluluk tüm vücudumda geziniyor,yalnızım diye bağırdığımda bile sesimi duyan birilerinin olması yalnızlığımı gideriyor.
Ve artık değişsin dediğim bu koca ve yaşlı dünyayı insan gibi küçücük bir canlının değiştiremeyeceğini anladım.
Bu dünyanın hızına ayarladım kendi küçük dünyamı ve bazen benim KÜÇÜK DÜNYAM bu büyük dünyadan daha hızlı dönüyor  . . .


14 Eylül 2010 Salı

Çok mutlu BEN : Eksik kalan son parçanı bulmak ve TAMAMLANMAK...

Tamamlanmak...
Tamamlanır gibi yapmalara,yada seni kandıran,aslında uyumsuz olan,yanlış parçalara benzemiyor.
Gerçekten tamamlanmayı sadece hissediyorsun,damarlarından sızarak kalbini bulan, keyif verici ,sarhoş edici bi Huzur duygusu.
Son parçayı doğru zamanda bulmanın verdiği huzuru daha önce hiç yaşamamıştım,deneyimlerim beni iddialı cümleler kullanma konusunda sık sık uyarsada bu hissettiklerim içimden fışkıran ve zapt edilemeyen duygular bu nedenle hissediyorum ve yazıyorum,korkmuyormuyum ? ,evet korkuyorum ama biliyorum artık , korkunun ecele faydası yok,ne olması gerekiyorsa o olucak.
Eğer eksik parçanızı,diğer yarınızı arıyorsanız,gerçekten sabırlı  ve İNSAN kalpliyseniz,merak etmeyin ; O
sizi bulucak ve O bulduğunuz sizi Hak eden biri olucak ...

12 Eylül 2010 Pazar

Garip BEN : Büyücü Doz Neden garip bi KIZ ?

1- Garibim çünkü kötü hiç bişey kalmaz hafızamda,resmen kötü anıları boşaltıyor beynim,hep iyi şeyleri hatırlarım,bu nedenle kin güdemem,küs kalamam çünkü unuturum :)

2- Garibim çünkü,kimin ne yaptığını hiç merak etmem,kimseye fazla soru sormam bana anlatıldığı kadarıyla yetinirim,bana anlatılana inanırım hiç bişeyi fazla deşip irdelemem.

3- Garibim çünkü kimse buna inanmasada utangaç bi insanım,uzun süre göz teması  kuramam utanırım.Ben ayrıca başka insanlar adına da utanırım,tv de kendini rezil eden bi insan görürsem izlemeye dayanamam onun adına utanır,kanal değiştiririm.

4-Garibim çünkü,hiç plan yapmam,içimden geleni yaparım,planların genelde bozulduğuna inanırım.

5-Garibim çünkü, 10 dakika önce deli gibi ağlarken 10 dakika sonra kahkahalarla gülebilirim,bir duygudan diğerine ışık hızı ile geçer karşımdaki insanlarıda geçiririm.

6-Gariibim çünkü,negatif ve hastalık hastası insanlara tahammülüm yok,ortamda öyle biri varsa bilinki orda doz yoktur.

7-Garibim çünkü,içinde bulunduğum durum ne kadar vahim olursa olsun kendime acımam,hiç öyle hayıflanmam,başıma geleni çeker,çekemiyosam çeker giderim.

8-Garibim çünkü,başıma kötü bişeyler geldiyse önce kendimi suçlar ben nerde hata yaptımda başıma bu geldi derim,öyle millete bok atıp ,zaten onların hatası deyip kendimi kandırarak rahatlatmam.

9-Garibim çünkü yalakalık yapamam,politika okusamda politika yapamam,boku ak gibi gösteremem,içimdeki dışımdadır,suratımdan her duygum anlaşılır.

10-Garibim çünkü kızlarla oturup makyaj ,alışveriş,diziler ve erkeklerden konuşamam sıkılırım.kuaförden nefret ederim saçımı kendim keser,kaşımı kendim alır,manikürümü ben yaparım.

İşte ben bölee bi kızımm,var mı aranızda benim gibiler ? ,dökülün hadiii ...

5 Eylül 2010 Pazar

Yaratıcı BEN : Neydiler ne oldular ?

 Bugün sizinle aslında başka amaçla üretilmiş eşyaların annem ve benim elimde nasıl farklı amaçlarla farklı yerlerde kullanıldığını paylaşıcam , niye yapıyorum bunu ?( manyağım işte) , böyle ilgi alanı olan insanlara fikir olsun , daha iyilerini onlarda yapsın ,sonra onlarda bizle paylaşsın diye.bu aralar seri üretim modundayım,hiç öyle felsefe yapacak halim yok,sanırım içime Derya Baykal kaçtı : / biri bunu çıkarsın yahuuuuuuuuu !
Mesela yukarda gördüğün fotoğraftaki aplik (lamba,abajur,ışık,v.s :) aslında evde yıllardır duran,rahmetlik Maria Teyze tarafından bize hediye edilmiş ama hiç kullanmadığımız bir vazoydu,ben ne yaptım onu, yazlıkta böyle bişeye ihtiyacımız var diye , bir avizecide vazoyu aplik yaptırdım ,ne kadara mı ? sadece 30 TL.Ruhun şad , mekanın Cennet olsun Maria teyze , sende bu aplik gibi ışık saçan bi kadındın.
Yine aynı fotoda duvarda gördüğünüz 2 duvar tabağı, onlar babannemin pasta takımıydı,takım bozulmuş elimizde bunlar kalmıştı arkasına bali ile ayna asacağı yapıştırdık ve duvara astık :) Bu evin ve kalbimin her yerindesin Babanne , bi zamanlar pasta yediğin tabaklar şimdi duvarımızı süslüyor.
Bitmedi :) , yine aynı fotoda  gördüğünüz  üzeri küçük lacivert çiçek desenli perde , kendisi Alaçatı pazarında masa örtüsü olarak satılmaktayken annemle ikimiz yapışıp işte aradığımız perde dedik :) satıcı bize tip tip bakıp yok bu masa örtüsü dedi :) biz yok yok bu perde dedik, şu an değil evet, ama olucak ,yeterli miktarda masa örtüsü lazımdı ama önce bize ,tezgahın altını üstüne getirip  aynı örtüden bize yeticek kadarını bulduk ve onları alıp perdecimize götürüp uygun ölçülerde diktirdik :) sonuç yukarda .
Sooracıma ,yine yukarda gördüğünüz sallanan koltuğu dayımın işyerinde ilk gördüğümde perişan bi haldeydi,zaten dayıma
-aa dayı bu çok güzel
dediğimde ,
-Saçmala kızım,çöp o,atacak birini arıyorum
dedi.bende bana ver nolur bana ver diye yapıştım yakasına :) felaket bi haldeydi (keşke fotosunu çekseymişim)ama ben bu hale geleceğini görebiliodum ona baktıkça :)
kahverengi olan boyasını değiştirdik,iğrenç ve yıpranmış olan kumaşını söküp,yeni aldığımız bu çiçek desenli kumaşla kaplattık,sanırım 80 TL.ye mal oldu,dayım görünce, o atacağı çöpü(!) geri ister diye korkuyorum valla :)

Buda yine annemin odasında bulunan,rengini değiştirdiğimiz bi antika,üstündeki çiçekleri ben yapıştırdım, sticker,her yerde var,düz beyaz çok sıkıcıydı,renk oldu biraz.

Yukarda gördüğünüz yazlık evimizdeki odam,daha önce yaptığım avizeyi göstermek için paylaşmıştım
şimdi perdeler için tekrar paylaşıyorum,gördüğünüz desenli perde yine alaçatı pazarında nevresim takımı olarak satılıyordu,annem bulmuş bayılmış bana gösterdi bende bayıldım tabi :) perdeciye diktirdik.
Fotoğrafın sağ köşesinde gördüğünüz beyaz dolap babannemin elbise dolabıydı yaklaşık 70 yıllık,benden başkasının odasında durması düşünülemezdi tabi ,şimdi benim elbiselerimi saklıyor içine.
Duvarımda aslı olan tablo ise,teyzemin, annem için yaptığı ilkokul resim ödevi.Ben resim ve boyama konusunda teyzeme çekmişim sanırım,annemin resim ödevini teyzeme yaptırdığı düşünülürse,resim konusunda ona çekmediğim kesin :) düşünün o resimi annemin ödevi için yine maximum 12 yaşında olan teyzem yapıyor,
ee teyzemin yaşını hesaba katarsak(bunları okuma teyze:) resim nerden baksanız 40 yıllık.
Neyse bugünlük bukadar sıkmayım sizi bu eski eşyalarla,yine gelicem ama.Bekleyin beni...

4 Eylül 2010 Cumartesi

Üretici BEN : Sıkıldımmmm,yine bişey yaptım...

Sıkıcı bir haftasonu yine.
Aslında işten ayrıldığımdan beri bana hergün haftasonu,bazen hangi günü , hangi ayı yaşadığımı unutuyorum.Kendimi sık sık çok mutlu,ara sıra ise mutsuz hissediyorum,manik ben ve depresif ben arasında seyahatteyim anlayacağınız.
Nedense mutsuzken üretebiliyor,güzel yazılar yazabiliyorum,tıpkı mutsuzken devreye giren iştahım gibi ilhamım da mutsuzken devreye giriyor.Bide mutsuzken yemek yiyemeyen grup var,sevmem onları pek, neyse dağıtmayım konuyu ne diodum hıh mutsuzluk, pek bi nedenide yok son zamanlardaki mutsuzluklarımın Ülkenin durumuna üzülüyorum biraz ama hiç girmicem o konuya , en azından 12 Eylül'e kadar.Bakalım neler olcak ama ne olcaksa müstehak olcak bize,iyi olcak,oh olsun (iyki girmiyorum konuya :)çıktım hemen)
İşte tamda bu sıkıntılar, mutsuzluklar, vahim durumun yarattığı ümitsizlikle ,dedim kızım al eline alet edavatını seni en mutlu eden şeyi yap,üret bişeyler.Bu bişeyler yapma işinin en zor kısmı kafanda nasıl bişey yapacağını planlamak ki genelde planladığımdan çok farklı şeyler çıkıyor ortaya uzun bi süre malzzemeler karşımda onlar bana bakıyor ben onlara,karar vermeden yapamıyorum bişey.Bu sefer boncuklarla uğraşmak istedi canım,kolye küpe yapayım dedim,pastel renkler olsun istedim içim açılsın diye,çiçek de olsun dedim içinde.Yaptım bişeyler,bakalım beğenecekmisiniz ?

3 Eylül 2010 Cuma

Film Delisi BEN : NEXT DOOR...

Bu filmi kaç defa izledim bilmiyorum ama bu filme bayılıyorum,2005 yapımı bir Norveç filmi olan Next Door
bu tarz gerilim filmleri içinde en sevdiklerimden.
Filmin soğuk ve karanlık atmosferi,oyuncuların saçları,makyajları ve vintage kostümleri beni filme hayran bırakmak için yeterliyken filmin psikolojik gerilim olması (en sevdiğim film türü)
beni benden alıyor,her nekadar film içindeki küçük ip uçlarından sonunu tahmin etsemde
yinede bu film aynı tarz filmler içinde benim listemde üst sıralarda.
Psikolojik gerilim tarzındaki film önerilerini bekliyorum sevgili Doz Büyücüsü okuru...

NOT : Identıty,Fight Club,The Machınıst,Lost Highway,Mulholland Drive ,Dışında  olursa tavsiyeler pek bi mutlu olurum ben,Niye ? çünkü Büyücünüz bunları izledi,bayıldı,zaman zamanda izler hala,ama yeni filmlere ihtiyacı var bu bünyenin  ...

2 Eylül 2010 Perşembe

Sorgulayan BEN : 'İNSAN' MISIN SEN ?

Bir zamanlar, günümüz şartlarında  'Dindar' sayılabilecek bir insandım.Oruç tutar , Kuran okur, ramazan ayında teraviye giderdim.
Hep meraklıydım dine, Müslüman olduğum söyleniyordu ama neydi bu müslümanlık,dinim İslamdı ama kimse bana sormamıştı neye inanmak istediğimi,bu bende araştırma isteği uyandırdı,ama sadece kendi dinimi değil,diğer tüm dinleri,neye inandığımı bilmek yada inanıp inanmamak en doğal hakkımdı,oldum olası hiç bi bilgiyi çiğnemeden yutamadım,bana sunulduğu gibi kabul edemedim,mutlaka soru sormak  istedim, bilgiyi içselleştirebilmek, sindirebilmek için.
O dönem üniversite hazırlık yıllarıma denk geliyodu,ailemde de sorun olmaya başlamıştı yavaş yavaş bu din tutkum,çünkü bu konuları içeren çok fazla kitap okuyodum ,haklı olarak bi korku sardı onları,ama ben kendimi biliyor ve emin adımlarla ilerliyordum,hersey kontrolüm altındaydı.En son üniversite hazırlığınıda bahane ederek şu meşhur 'dinci'
dershanelerden birine yazılmak istediğimi söyledim,zorda olsa kabul ettirmiştim.Mutluda oldum oralarda,ben içinde bulunduğu duruma çabuk alışanlardanım.
Ama gelin görünkü bugün Din konusuna bakış açım tamamen başka boyutlarda.Artık dinin bukadarda gerekli bişey olmadığını düşünüyorum,hatta ÖZE ulaşmak için olmaması bile lazım.
Allah'a inancım bu süreçte hiç değişmedi,bi an bile şüphe duymadım varlığından.Ama Din artık beni eskisi gibi yüreğimden vurmuyor.
Bir yere varmanın çok çeşitli yolları olduğunu biliyorum artık,yani İstanbula ,Adana'dan da,Urfa'dan da,İzmir'den de gidebilirim, önemli olan her yoldan  İstanbul'a varmam ve o yolculukta edindiğim deneyimler.Hangi yolu seçtiğimiz ufacık bi detay.
Dinleri ufak bir detay olarak görmemi sağlayan en önemli etken,neredeyse bütün dinlerde Yaratıcının
ceza veren,acı çektiren,sorgulayan,ateşe atacak bir varlık olarak gösterilmesi.Yüce Yaratan'ı böyle gösteren dinlerden nefret ediyorum,biliyorum ki Beni yaratan beni seviyor yarattığı her canlıyı sevdiği gibi,ben ondan bir parçayım,beni cehenneme atma aşkıyla her yaptığımı günah saymıyor,O benim kalbime bakıyor,bir işi yaparken hangi niyetle yaptığımla ilgileniyor.
O benim sorgulayan,araştıran yanımıda seviyor,sorguladığım ve gerçeği aradığım içinde kızmıyor bana,çünkü
biliyor ki sorgulamadan,araştırmadan bir şeyi kabul etmek en kolay yol,O kolay yolu seçmeyen,merak eden doğruyu arayan insanları gördükçe ,yarattıklarıyla gurur duyuyor.
O benim seçtiğim yolla ilgilenmiyor,seçtiğim yolda neler öğrendiğim önemli onun için.Onun yarattığı diğer canlılara nasıl davrandığım,bana sunduklarını benim kadar şanslı olmayanlarla paylaşıp paylaşmadığım önemli onun için.
Başıma örtüyü nasıl taktığım,kaç rekat namaz kılıp,kaç sefer hacca gittiğim değil onun için önemli olan
O asıl bunlar olmadan Sen Nasıl bir İnsansın,daha doğrusu İNSANMISIN ? tamda bununla ilgileniyor.
Çünkü yukardakilerle herkesi kandırabilirsin,inandırabilirsin dindar bir insan olduğuna ama eğer kalbinde eşitlik ve insan sevgisi yoksa adaletten nasibini almamışsan,Biri için savunduğun hakkı diğerleri içinde savunamıyorsan ancak etrafındakileri kandırısın çünkü onlar içini görmez,ama içini gören bu oyunları YEMEZ.
Benim Yaratıcım İçimizdeki DİN ile ilgileniyor, dışımızdaki , kömür ve pirinçle bile sömürüle bilen o göstermelik Din ile değil... 

NOT :  Bu notum sana C3MOİ , yukarda ki yazının konusu ,senin 'Din diye birşey yoktur'adlı yazından ilham alınarak bulunmuştur.Teşekkürler.Bişeydeğil.

1 Eylül 2010 Çarşamba

Kızgın BEN : Kim bu bizim adımıza karar veren Toplum ?

Toplum belirliyor hayatımzdaki yapılacaklar listesini.Doğmalı,okula gitmeli,üniversite okumalı buarada kendimizi kocaya hazırlarken bir iş de bulmalıyız(koca istemezse terk etmek üzere tabi).Ve sonra malum son,ailemizi ve onların çevresini mutlu etmek için yaşımız fazla geçmeden evlenmeli ve bir müddet sonra da üremeliyiz.Allah korusun es kaza 3 sene filan üremezsek herkes kısır olduğumuzu düşünür,annemiz nasıl toplum içine çıkar.
-Biliyomusun Ayşe, Muzaffer  Hanımın kızı 3 yıldır doğurmadı.
-Aaa vah vah tedavi olsalar bari.
-Kimin olmuyomuş,kızın mı,adamın mı ?
Birde Tabi erkek doğursak hiç fena olmaz, nede olsa erkek adamın erkek çocuğu  olur,daha bi gireriz kocamızın gözüne( sanki XY kromozomunu biz taşıyomuşuz gibi) .
Daha bebeğin adı belirlenicek ee onuda kayınvalidemiz koysun.
İşte böyle harcayıp tüketiyoruz,bize ödünç verilen hayatımızı,başkalarının isteklerine sunuyoruz.
Sonunda anlıyoruz ki sadece adımız bize ait,ama onu bile seçerken biz vermedik kararı.
Hayatımızı,annemiz,babamız,onların çevresi,komşularımız,kocamız,onun ailesi ve çocuklarımız için harcayıp tüketmişiz.
Hep düşünmüşüz, 'TOPLUM NE DER ?' diye
Hiç sormamışız kalbimize 'SEN NE İSTİYORSUN ?' diye.
CİCİ KIZ rolü verildi bize,oynamalıyız bu rolü ölene kadar,böyle gerekiyor,ama ne için ?, kim için ?
Hangisi onlar için yaptıklarınızın gerçekten farkında ?
Hangisi takdir ediyor sizi ?
Bende şimdi en CİCİ halimle onları selamlıyorum :) ...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails